Açık ocak maden
işyerinde yılda iki sefer, altı ayda bir acil durum eylem tatbikatı yapılması
gerekiyordu. Yönetmeliğe göre zorunluydu bu. İşyeri, iş sağlığı ve güvenliği kurallarına önem
veren ve buna göre davranan bir kurumdu.
Mayıs ayıydı. Hava günlük güneşlikti. Maden açık ocağında büyük iş
makinelerinin kimi çalışıyor kimi park halindeydi. İlk tatbikat, işçilerin
toplandığı, yemek yediği, vardiya dağıtımlarının olduğu park sahasının yanında
olacaktı.
Tatbikat senaryosu
yazıldı. Senaryoya göre, bir ağır kamyon şoförü geri geri giderken, park
sahasına tamir için gelenleri taşıyan pikabın şoför mahallini ezmiş, içindeki
iki kişi ağır yaralanmıştı. İkisinin de başları konsolun üzerindeydi.
Kafalarından kan akıyordu. Durum çok acildi. Olay yerinin etrafı şeritle
çevrildi. Önce kurtarma ekipleri harekete geçti. Yaralılar düzgün bir şekilde
çıkarıldı. Sedyeye alındı. İlk yardım ekibi ilk müdahaleyi yaptı ve yaralılar
ambulansla hemen Yatağan Devlet Hastanesine götürüldü.
“Kötü haber”
tez yayıldı. Tatbikat görüntüleri facebook’ta yer aldı. Tatbikat kurgusu gereği
iş kazasına uğrayanlardan birinin adı Hikmet’ti. Yakınlarından biri, Hikmet’in
araç içinde yaralı haldeki fotoğrafını görmüştü. Sarsıldı. Ne yapacağını bilemedi. Kısa bir
süre şok yaşadı. Hemen yakınlarını aradı. “Hikmet abem kaza geçirmiş,” dedi.
Herkes devlet
hastanesinin acil servisine koştu. Acil servis doktorunu buldular. “Nerde
bizim Hikmet?” dediler. Doktor, şaşkınlıkla, “durun sakin olun, kim bu Hikmet,
ne olmuş ona?” diye sordu etrafının çeviren Hikmet’in yakınlarına. “Madende
kaza geçirmiş, hastaneye getirmişler, yoksa durumu çok mu kötü veya öldü de
bizden mi saklıyorsunuz?” dediler, doktorun üzerine yürüyerek.
Acil servis doktoru, “durun
telaşlanmayın, kayıtlara bir bakalım” diyerek onlardan ayrıldı ve banko
üzerindeki acil defterine baktı. o isimde birisinin kaydını göremedi. “Burada
o isimde birisi yok, öyle bir kişi gelmemiş buraya,” dedi.
Hikmet’in yakını olan
kadınlar yas tutuyordu, “Gitti bizim aslanımız, biz sensiz ne yaparız şimdi”
diye dizlerini dövüyorlardı. Hastanenin acil servisini Hikmet’in yakınları,
tanıdıkları doldurmuştu. Hikmet, hastaneye getirilmişti ama hastanede yoktu. Bu
nasıl bir işti böyle?
Acil doktoru onların
sıkıştırmalarına, ağlamalarına ve dövünmelerine dayanamadı ve sordu; “Siz
Hikmet’in hastaneye getirildiğini nereden duydunuz?”
Hikmet’in yakınlarından
biri cevap verdi; “Feysboktan!”
“Biri sizinle oyun
oynamış, şaka yapmış olmalı,” dedi onlara doktor.
“Böyle
şaka olur mu hiç?” diye tepki gösterdi Hikmet’in
yakınları.
Doktor, “Siz
Hikmet’i aradınız mı hiç?”
“Aramadık. Yaralı belki
de ölmüş insanı arasak bile, o bizimle konuşamaz ki”
dediler hep bir ağızdan.
Doktor, “olsun,
siz yine de arayın, birisi sizinle oyun oynamış olabilir” dedi.
İçlerinden biri
Hikmet’in telefonunu çaldırdı. Karşıdaki ses, “Alooo! Buyrun ben Hikmet”
dedi. Telefon eden bir an tereddüt
yaşadı ve sordu, “Ula Hikmet abeyy sen misin?”
“Evet benim ula,
n’olduki?”
“Hikmet abeyy sen kaza
geçirmedin mi?”
“Ne kazası oğlum, işte
karşında konuşurim ya!”
“Biz seni kaza geçirdi
diye duyduk Hikmet abeyyy!”
“Nerden duydunuz ula”
“Feysboktan!”
“Hadi ordan ula,
boşverin feysboku, meysboku. İşte ben buradayım! İşyerinde çalışıyorum. Hadi
hoşça kal.”
Hikmet’in yakınları,
sevinç içinde acil servisin çıkış kapısına doğru yöneldi.
Acil servis doktoru,
Hikmet’in yakınlarının sevincine ortak olan duygularla, onların arkasından
bakıyordu…
Nevzat Çağlar Tüfekçi
İş Güvenliği Uzmanı(A)
Nevzat Çağlar Tüfekçi
İş Güvenliği Uzmanı(A)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder