İş güvenliği uzmanı,
açık ocak maden yemekhanesinde, vardiya değişiminde tool-box(vardiya başı)
eğitimi veriyordu. Sırtlarında firma ismi yazan iş elbiseleri içindeki vardiya
işçileri toplanmıştı. Biraz sonra vardiyaları başlayacaktı. Kimi dozere, kimi
CAT’e kimi PH(ekskavatör)’a, kimi Dragline’in, kimi grayderin üzerine çıkacak;
büyük iş makinelerini kullanmaya başlayacaklardı. Harmancılar da kömür damarına
ulaşmak için üstünden alınan toprakların döküm yerinde, ağır kamyonların harman
kenarına, doğru şekilde yanaşarak damperinin üzerindeki hafriyat toprağını
dökmelerini sağlayacaklardı. İşletmenin
açık ocağında kömür çıkaran, yükleyen, taşıyan iş makinelerinin hareketleri;
sürekli hareket halinde olan karıncaların görüntüsünü andıracaktı, uzaktan
bakıldığında.
İş güvenliği uzmanı,
işçileri sıkmadan 10-15 dakikalık sürede; işçilere çalışırken dikkatli
olmalarını, aldıkları iş güvenliği eğitimlerindeki bilgilere göre hareket
etmelerini, başlarından baretlerini çıkarmamaları gerektiği, çelik burunlu
ayakkabı giymelerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından çok önemli olduğunu
söylüyordu. İşçiler can kulağı ile dinliyorlardı anlatılanları. Çünkü bu
bilgiler, kendi hayatları ve vücut bütünlüklerinin korunması için veriliyordu.
En küçük bir dikkatsizlikleri, iş kazasının nedeni olabilirdi.
İş güvenliği uzmanı, “bulunduğunuz,
mola verdiğiniz, barındığınız yerlerde; akrep, yılan gibi zararlı canlılar
olabilir. Akrep ve yılanlar zehirlidir; bunların sokması insan yaşamı için
tehlikelidir. Bunlara karşı çeşitli korunma yöntemleri vardır. Bunun en başta
gelen çözümü ilaçlamadır. Baraka altlarına, konteynır kenarlarına bu toz
ilaçlardan ekmek yararlı olur,” diye konuştu.
Konuşmaları dikkatle
dinleyen Harmancı-Manevracı Kamuran’ın aklına, hemen büyüklerinin söyledikleri
geldi. Kamuran Yatağan’ın bir köyündendi. Köyleri bir dağın eteğinde
kurulmuştu. Kıraç topraklı bir köydü. Köylerinin arazilerinde akrep çoktu. İri
ve yeşil boğumlu, boğum sayısı çok ve zehirli akrepler. İnsana iğnesini
batırdığı anda öldürecek kadar etkiliydiler. Buğday hasadı zamanında, buğday
saplarını kollarıyla kavramak isteyen iki köylüsünü sokmuş ve onları
öldürmüştü. O zaman büyüklerinin kendi aralarındaki konuşmalarını duymuştu.
Kendisi küçüktü daha. İlkokula gidiyordu. Büyükleri şöyle diyorlardı: “Akrep’in
en büyük düşmanı tavuklardır. Akrep onlara karşı çaresizdir. Tavuklar onlarla
oynar. Tıpkı kedinin fareyle oynadığı gibi. Tavuk gagasını füze hızıyla akrebe
batırır, öldürücüyü darbeyi vurur, onu zehir dolu kuyruğunu kaldıramaz hale
getirir. Tavukların olduğu yerde akrep barınamaz!” Çocukluğunda duyduğu
bu sözler aklına geldi, Kamuran’ın…
Söz alarak bunları
söylemeye niyetlendi. Şimdi bunları söylese arkadaşları kendisine gülecek,
dalga geçeceklerdi. Dilinin ucuna geldi, sonra yutkundu ve aklına gelenleri
söylemekten vazgeçti. Akreple mücadele illaki ilaçla mı olmalıydı? İlaçsız,
tavuklarla olamaz mıydı? Hem tavukların yumurtaları da vardı. Toz ilaçlar,
insanın bir yerine bulaştığında, hava yoluyla alındığında, insana zararlı değil
miydi? Madem iş ve insan sağlığı önemli, bu toz ilaçlar onların sağlığını
bozmaz mıydı? Kamuran bunları düşünüyor, söylemekle söylememek arasında gidip
geliyordu. Kim ne derse desin, kim gülerse külsün, kim dalga geçerse geçsin;
aklından geçenleri, çocukluğunda annesinin-babasının, ninesinin-dedesinin
akreplerle ilgili söylediklerini deyiverecekti.
Kamuran, tutamadı
kendisini, yaydan boşanmış ok gibi ayağa fırladı ve “Şefim!” dedi, iş
güvenliği uzmanına. “Şefim kızmazsanız, bir şey söyleyeceğim,” size dedi. Yemekhane
sessizliğe büründü. Herkes, Kamuran’ın ne diyeceğini merak ediyordu. “Şefim,
ben size bir şey anlatacağım bu akreplerle mücadele için, bunu büyüklerimden
duymuştum,” dedi.
İş güvenliği uzmanı, “Buyur
Kamuran anlat, memnun olurum,” dedi, sakin bir şekilde. Kamuran
heyecanla ve biraz da yüksek sesle anlatmaya başladı. Konuşurken heyecandan yüzünde
kırmızılıklar oluşmuştu. “Şefim,” dedi bir kez daha ve
anlatmaya başladı: ”Ben çocukken köyde, büyüklerim ‘bu akrebin en büyük düşmanı
tavuktur, tavuğun olduğu yerde akrep olmaz’ demişlerdi. Biz de burada tavuk
beslesek nasıl olur?”
Kamuran bunları söyledi
ve oturdu. Salondan hiç ses çıkmadı. Kimse gülmedi onun söylediklerine.
Kamuran, “bunları söylersem bana gülerler, benimle dalga geçerlerler”
diye düşünmüştü. Oysa öyle olmadı. Kamuran da şaşırmıştı bu duruma. Acaba
neden?
İş güvenliği uzmanı da
hak vermişti Kamuran’a. Tavuk da akreplere karşı etkili bir mücadele aracı
olabilirdi. O da bunu ilk defa duymuştu. Toz ilaçlama, işçilerin sağlığına
zarar verebilirdi. Bir an için bunları düşündü iş güvenliği uzmanı.
Birden salondan bir alkış
koptu. “Bravo Kamuran,” diye alkışlıyordu arkadaşları. Kamuran anlam
veremedi arkadaşlarının bu alkışına. Alkışın nedeni ise biraz sonra
anlaşılacaktı. Orada bulunanların çoğu köy kökenli, kırsal kesim insanıydı.
Onlar da aynı şeyleri duymuşlardı büyüklerinden. Herkes, “biz burada tavuk besleyelim bundan sonra,
hem yumurtasından da yararlanırız,“ dediler. İş güvenliği uzmanı da
onlara katıldı. İş sağlığı ve
güvenliğinde yardımcı eleman olarak tavuk beslemeye karar verildi.
“Biz bunu, bir de başmühendise söyleyelim,” dediler. Öneri,
başmühendisin de aklına yattı.
Bir sorun vardı. Açık
ocağın barınma yerinin etrafı açıktı. Geceleri tavuklar savunmasız kalırdı.
Çevrede tilki ve sansar çoktu. Tavuk akrebin düşmanıysa, tavuğun da düşmanı
tilki ve sansardı. Tavuklar için iyi bir kümes yapılmalıydı. Tilki ve
sansarların dışarıdan yüklenmesiyle kümes yerinden kıpırdamamalı, içine
girememeliydiler. İSG tavukları, tilki ve sansar gibi saldırganlardan
korunmalıydı.
Marangoza sipariş
verildi. Tüneme yeri ayrı, yumurtlama yeri ayrı, suluk ve yemlik ayrı, etrafı
örgülü telle çevrili, yere sağlam tutturulmuş büyükçe ve sağlamca bir kümes
yaptırıldı. İSG tavukları akşamları
güvende olarak tüneyebilirlerdi orada.
Açık ocakta yağışlı
havalarda çalışma olmazdı. İşçiler, yemekhanede beklerlerdi o havalarda. Böyle
bir günde, yemekhanede kalorifer peteğinin başında ısınan bir işçi İSG
tavuklarının kümesine doğru bakıyordu. Bir süre oraya doğru bakan işçi
gözleriyle kümesin her tarafını inceledi. Sonra, “Yav bu isg tavukları ne şanslı,
ne güzel evleri oldu!” dedi kendi kendine, imrendi onlara…
İSG tavukları gündüz
konteynırların, barakaların etrafında dolaşırken, bir yerlere gagalarını
batırıp çıkarıyor, sonra kanatlarını açıp biraz havalanarak tekrar yerdeki
avının üzerine doğru gagasını uzatıyordu. Yerdeki avla tavuk arasında, kazananı
belli bir oyun oynanıyordu. İşçiler
tavuğun bu hareketlerini uzaktan izliyorlardı. Yerdeki av görünmüyordu. Akrep
de olabilirdi başka şey de…
İSG tavuklarının ünü
yakın çevredeki mermer ve kömür ocaklarına yayıldı. İşçilerin barınma ve
dinlenme yeri olan her yerde İSG tavukları beslenmeye başlanıldı…
“İSG tavukları, yakında
tez veya bir konferans konusu olursa şaşırmamak gerekir!..”
diye düşündü iş güvenliği uzmanı…
Nevzat Çağlar Tüfekçi
İş Güvenliği Uzmanı(A)
İş Güvenliği Uzmanı(A)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder