7 Şubat 2017 Salı

İŞ GÜVENLİĞİ ÖYKÜLERİ / İSG TAVUKLARI

İş güvenliği uzmanı, açık ocak maden yemekhanesinde, vardiya değişiminde tool-box(vardiya başı) eğitimi veriyordu. Sırtlarında firma ismi yazan iş elbiseleri içindeki vardiya işçileri toplanmıştı. Biraz sonra vardiyaları başlayacaktı. Kimi dozere, kimi CAT’e kimi PH(ekskavatör)’a, kimi Dragline’in, kimi grayderin üzerine çıkacak; büyük iş makinelerini kullanmaya başlayacaklardı. Harmancılar da kömür damarına ulaşmak için üstünden alınan toprakların döküm yerinde, ağır kamyonların harman kenarına, doğru şekilde yanaşarak damperinin üzerindeki hafriyat toprağını dökmelerini sağlayacaklardı.  İşletmenin açık ocağında kömür çıkaran, yükleyen, taşıyan iş makinelerinin hareketleri; sürekli hareket halinde olan karıncaların görüntüsünü andıracaktı, uzaktan bakıldığında. 

İş güvenliği uzmanı, işçileri sıkmadan 10-15 dakikalık sürede; işçilere çalışırken dikkatli olmalarını, aldıkları iş güvenliği eğitimlerindeki bilgilere göre hareket etmelerini, başlarından baretlerini çıkarmamaları gerektiği, çelik burunlu ayakkabı giymelerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından çok önemli olduğunu söylüyordu. İşçiler can kulağı ile dinliyorlardı anlatılanları. Çünkü bu bilgiler, kendi hayatları ve vücut bütünlüklerinin korunması için veriliyordu. En küçük bir dikkatsizlikleri, iş kazasının nedeni olabilirdi.
İş güvenliği uzmanı, “bulunduğunuz, mola verdiğiniz, barındığınız yerlerde; akrep, yılan gibi zararlı canlılar olabilir. Akrep ve yılanlar zehirlidir; bunların sokması insan yaşamı için tehlikelidir. Bunlara karşı çeşitli korunma yöntemleri vardır. Bunun en başta gelen çözümü ilaçlamadır. Baraka altlarına, konteynır kenarlarına bu toz ilaçlardan ekmek yararlı olur,” diye konuştu.

Konuşmaları dikkatle dinleyen Harmancı-Manevracı Kamuran’ın aklına, hemen büyüklerinin söyledikleri geldi. Kamuran Yatağan’ın bir köyündendi. Köyleri bir dağın eteğinde kurulmuştu. Kıraç topraklı bir köydü. Köylerinin arazilerinde akrep çoktu. İri ve yeşil boğumlu, boğum sayısı çok ve zehirli akrepler. İnsana iğnesini batırdığı anda öldürecek kadar etkiliydiler. Buğday hasadı zamanında, buğday saplarını kollarıyla kavramak isteyen iki köylüsünü sokmuş ve onları öldürmüştü. O zaman büyüklerinin kendi aralarındaki konuşmalarını duymuştu. Kendisi küçüktü daha. İlkokula gidiyordu. Büyükleri şöyle diyorlardı: “Akrep’in en büyük düşmanı tavuklardır. Akrep onlara karşı çaresizdir. Tavuklar onlarla oynar. Tıpkı kedinin fareyle oynadığı gibi. Tavuk gagasını füze hızıyla akrebe batırır, öldürücüyü darbeyi vurur, onu zehir dolu kuyruğunu kaldıramaz hale getirir. Tavukların olduğu yerde akrep barınamaz!” Çocukluğunda duyduğu bu sözler aklına geldi, Kamuran’ın…

Söz alarak bunları söylemeye niyetlendi. Şimdi bunları söylese arkadaşları kendisine gülecek, dalga geçeceklerdi. Dilinin ucuna geldi, sonra yutkundu ve aklına gelenleri söylemekten vazgeçti. Akreple mücadele illaki ilaçla mı olmalıydı? İlaçsız, tavuklarla olamaz mıydı? Hem tavukların yumurtaları da vardı. Toz ilaçlar, insanın bir yerine bulaştığında, hava yoluyla alındığında, insana zararlı değil miydi? Madem iş ve insan sağlığı önemli, bu toz ilaçlar onların sağlığını bozmaz mıydı? Kamuran bunları düşünüyor, söylemekle söylememek arasında gidip geliyordu. Kim ne derse desin, kim gülerse külsün, kim dalga geçerse geçsin; aklından geçenleri, çocukluğunda annesinin-babasının, ninesinin-dedesinin akreplerle ilgili söylediklerini deyiverecekti.

Kamuran, tutamadı kendisini, yaydan boşanmış ok gibi ayağa fırladı ve “Şefim!” dedi, iş güvenliği uzmanına. “Şefim kızmazsanız, bir şey söyleyeceğim,” size dedi. Yemekhane sessizliğe büründü. Herkes, Kamuran’ın ne diyeceğini merak ediyordu. “Şefim, ben size bir şey anlatacağım bu akreplerle mücadele için, bunu büyüklerimden duymuştum,” dedi.

İş güvenliği uzmanı, “Buyur Kamuran anlat, memnun olurum,” dedi, sakin bir şekilde. Kamuran heyecanla ve biraz da yüksek sesle anlatmaya başladı. Konuşurken heyecandan yüzünde kırmızılıklar oluşmuştu. “Şefim,” dedi bir kez daha ve anlatmaya başladı: ”Ben çocukken köyde, büyüklerim ‘bu akrebin en büyük düşmanı tavuktur, tavuğun olduğu yerde akrep olmaz’ demişlerdi. Biz de burada tavuk beslesek nasıl olur?”

Kamuran bunları söyledi ve oturdu. Salondan hiç ses çıkmadı. Kimse gülmedi onun söylediklerine. Kamuran, “bunları söylersem bana gülerler, benimle dalga geçerlerler” diye düşünmüştü. Oysa öyle olmadı. Kamuran da şaşırmıştı bu duruma. Acaba neden?
İş güvenliği uzmanı da hak vermişti Kamuran’a. Tavuk da akreplere karşı etkili bir mücadele aracı olabilirdi. O da bunu ilk defa duymuştu. Toz ilaçlama, işçilerin sağlığına zarar verebilirdi. Bir an için bunları düşündü iş güvenliği uzmanı.
Birden salondan bir alkış koptu. “Bravo Kamuran,” diye alkışlıyordu arkadaşları. Kamuran anlam veremedi arkadaşlarının bu alkışına. Alkışın nedeni ise biraz sonra anlaşılacaktı. Orada bulunanların çoğu köy kökenli, kırsal kesim insanıydı. Onlar da aynı şeyleri duymuşlardı büyüklerinden.  Herkes, “biz burada tavuk besleyelim bundan sonra, hem yumurtasından da yararlanırız,“ dediler. İş güvenliği uzmanı da onlara katıldı.  İş sağlığı ve güvenliğinde yardımcı eleman olarak tavuk beslemeye karar verildi. “Biz bunu, bir de başmühendise söyleyelim,” dediler. Öneri, başmühendisin de aklına yattı.
Bir sorun vardı. Açık ocağın barınma yerinin etrafı açıktı. Geceleri tavuklar savunmasız kalırdı. Çevrede tilki ve sansar çoktu. Tavuk akrebin düşmanıysa, tavuğun da düşmanı tilki ve sansardı. Tavuklar için iyi bir kümes yapılmalıydı. Tilki ve sansarların dışarıdan yüklenmesiyle kümes yerinden kıpırdamamalı, içine girememeliydiler. İSG tavukları, tilki ve sansar gibi saldırganlardan korunmalıydı.

Marangoza sipariş verildi. Tüneme yeri ayrı, yumurtlama yeri ayrı, suluk ve yemlik ayrı, etrafı örgülü telle çevrili, yere sağlam tutturulmuş büyükçe ve sağlamca bir kümes yaptırıldı.  İSG tavukları akşamları güvende olarak tüneyebilirlerdi orada.

Açık ocakta yağışlı havalarda çalışma olmazdı. İşçiler, yemekhanede beklerlerdi o havalarda. Böyle bir günde, yemekhanede kalorifer peteğinin başında ısınan bir işçi İSG tavuklarının kümesine doğru bakıyordu. Bir süre oraya doğru bakan işçi gözleriyle kümesin her tarafını inceledi. Sonra, “Yav bu isg tavukları ne şanslı, ne güzel evleri oldu!” dedi kendi kendine, imrendi onlara…

İSG tavukları gündüz konteynırların, barakaların etrafında dolaşırken, bir yerlere gagalarını batırıp çıkarıyor, sonra kanatlarını açıp biraz havalanarak tekrar yerdeki avının üzerine doğru gagasını uzatıyordu. Yerdeki avla tavuk arasında, kazananı belli bir oyun oynanıyordu.  İşçiler tavuğun bu hareketlerini uzaktan izliyorlardı. Yerdeki av görünmüyordu. Akrep de olabilirdi başka şey de…
İSG tavuklarının ünü yakın çevredeki mermer ve kömür ocaklarına yayıldı. İşçilerin barınma ve dinlenme yeri olan her yerde İSG tavukları beslenmeye başlanıldı…

“İSG tavukları, yakında tez veya bir konferans konusu olursa şaşırmamak gerekir!..” diye düşündü iş güvenliği uzmanı…

Nevzat Çağlar Tüfekçi
İş Güvenliği Uzmanı(A)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder