1951 senesiydi. Askere
gitmeden evvel apandisit ameliyatı olmuştum. 1950’de askerden geldim, horeye
berber dükkanı açmıştım. Çok hasta oldum. Muğla’ya böbrek doktoruna gittim. Sen
ameliyatı nerde oldun dedi, doktor. Aydın’da oldum dedim. Aydın’a gitçesing,
belki içerde makas unutmuşlardır dedi. Aldı mı bene bi korku. Ya yolda
ölüverirsem? Aydın’a gittik. Bi film çektirdiler bana. Böbreğinde taş var
dediler. Doktor mektup yazvedi, beni İzmir’e başka bi doktora gönderdi. Senden
para-mara almazlar dedi. Vardım İzmir’e, doktor beni hastaneye yatırdı.
Ameliyat olduk, geldik buraya. Buraya geldiğimde kır tütünleri kırılıyordu.
Ben bi bayram gün
sabala geldim buraya. Anam, “Galip’in Selattin’inin oraya tütün kırmaya
gidiyorum ben, sen kal burada, iyileşince gelirsin benim yanıma” dedi. Anam evin içinde beni yalnız bırakıp gitti.
Bizim gandil bile
yoğudu. Pilli bi el feneri vardı. Onnan idare edyoduk. Accık gayve gittim. Sona kalktım eve geldim.
Ev, abimin evi. Büyük bi ev. Odaları geniş. Ben geldim eve uzandım. Evde
kimsecikle yok. Gece Bekir Dayım geldi kapıyı açtı. Odanın içinde un sandığı var,
üstünde de mendil vardı. Bekir Dayım kapıyı açınca, anan var mı dedi, yok dedim
ben. Gitti. Kapıyı kapat dedim, kapatmadan gitti. Belki duymadı, bileman. Allah
belanı vesin, Allah’ın delisi dedim ben kendi kendime. Ameliyatlıyım.
Yerimden kıpırdecek
halim yok. Gandil yok. Zifiri garannık. El feneri nerde bileman. Odanın içinde
göz gözü göremaz. Kapıyı kapatayım diye sürüne sürüne kapıya vardığımda, içerde
havada uzun boyunlu birr şey dolaşıkduru höle. O uzun boyunlu şey kafasını
gezdiryo içerde. Sanki içerde bir şeyle arekduru. Üle bu ne hindi, dedim ben?
Al başına belayı. Ben de bir korku başladı mı? Ben korkudan tir tir titriyorum.
Ne yapcemi bilemiyom. Korkudan altıma etçem nerdeyse. Allah Allah bu ne şimdi.
İn mi, cin mi, şeytan mı? Zaten o zamanlar herkes şeytan göryo, şeytandan
bahsediyordu. İçimden, şeytan bizim evin içine kadar geldi gari dedim. Korkudan
dilim tutuldu.
Şeytan gitsin diye dua
etçem emme dilim-damağım kıpırdamıyo hiç. Allahım napem ben şimdi diye gara
gara düşünmeye başladım. Biri gelse de bu şeytandan beni kurtarsa diye
düşünüyorum. Bir göz odanın içinde
pencereyi bulamadım. Ben yere iyice yapıştım. Üstümde uzun boyunlu bir şey
kafasını gezdirip duryo habire. O içerdeki hayalet bana çarpmasın diye
karanlıkta yere yapıştım iyice. Ben bir
korku denizinin içinde debelenip duruyorum. Debelendikçe batıyorum. Bağırmak
isteyon, bağıramıyorum, sesim çıkmeyo. Bir korku yumağının içine hapsoldum,
kaldım, bir türlü ordan çıkamıyorum.
Pencereyi arıyom, bulamıyom.
Pencereyi bulsam ordan ne yapıp edip kaçacağım. Pencereyi bulamayınca, ocak
aklıma geldi. Ocağın arkası zayıftır diye düşündüm. Orayı tekmeyle yıkıp, ordan
çıkıp giderim diye kafamda kuruyorum. Ocağı arıyom, onu bulamıyom. Ben yerde
sürünüyorum, üstümde hayalet dolaşyo. Bişe gezipduru havada, böööleee. Gapgara
bişe. Gövdesi dışarıda, boynu içerde,
habire havada dolaşyo kafası. Evin içinde bişeyle arekduru. Üle arkıdeş, bu ne?
Sona Bekir Dayım abemin yanına gitmiş. Gandili yakmışla eve geligodular.
Abem ışığı tutunca,
kapının önünde yerde ıhmış bir deve, boynu, kafası içerde. Abem, bunu bure
ıhdırcene, ta öteye ıhdırsaydın ya dedi. Bekir Dayım, “bişe etmez o, bişe etmez
o” demez mi? Ta Allah belanı versin senin dedim ben. Siz gelinceye kadar ben korkudan
ne çektim sen bilvatı mın? Gene, bişe etmez o, bişe etmez o dekduru. Hastir
ordan Allah belanı versin senin dedim ben öfke ve kızgınlıkla. Orda yaşadığım korkuyu ömrüm boyu unutamam
ben.
Deve kapıdan içeri
kafasını sokmuş da içerde yiyecek arıyor. Evin içinde bir kafa gezipbörü. Bundan
kim olsa korka. Sen olsan korkmaz mısın? Zaten o zamanlar herkes şeytandan
bahsediyordu. Öte git şeytan, beri gel şeytan. Garanlık oldu mu şeytanlar
ortaya çıkıyordu. Biz de şeytanlar bizden uzak olsun diye bildiğimiz duaları
ederdik. Gece yolda giderken şeytanla karşılaşmamak için duvar kenarlarından
sürtüne sürtüne gider, karşıdan şeytan gelecek mi diye tetikte beklerdik.
Kendimizi gece bir eve attık mı rahatlar, oh şükür derdik.
O zaman köyde, karanlık
gecelerin hakimi şeytanlardı. Bu bizim bilinçaltımıza yerleşmişti. İşte o
bilinçaltıyla, evin içinde dolaşan uzun boyunlu şeyi şeytan zannettim. Abimle
devenin sahibi Bekir Dayım eve gelinceye kadar o şeytan korkusu beni yedi
bitirdi, o süre geçmek bilmedi hiç. Sanki çok uzun bir süreydi. Bir kâbustu
benim için o geçmek bilmeyen zifiri karanlık zaman…
Nevzat Çağlar Tüfekçi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder