28 Mart 2017 Salı

REFERANDUM ÖYKÜLERİ - 2

TRAFİK LAMBALARININ, EVET-HAYIR TARTIŞMASI!

Nevzat Çağlar Tüfekçi

Ülkelerden birisinde, Anayasa referandumunda Evet ve Hayır arasındaki kutuplaşma, seçmenlerden sonra, o ülkedeki trafik lambalarına da yansıdı. O ülkenin kentlerinden birinde kavşakta bulunan, yüzyüze bakan, yayalar için yerine göre kırmızı yerine göre yeşil yanan trafik lambaları, şimdi birbirilerinin yüzüne bakmaz oldu.

Onlar arasında şimdiye dek hiçbir sorun yaşanmamış ve duyulmamıştı. Komşulukları iyiydi. İyi günde kötü günde birlikte ve birbirlerinin destekçisiydiler. Ayrıları gayrıları yoktu. Hatta onların su sızdırmayan bu dostluklarını çevredekiler imrenir, saygı duyarlardı. Komşuluk ilişkileri ve dayanışmaları örnek alınırdı hep…

Anayasa referandum süreci, çok gergin ve çekişmeli geçiyordu, o ülkede. Propaganda sürecinde; Hayır oyu kullanmak isteyenler için vatan hainliği, terör örgütleri işbirlikçiliği, Türkiye düşmanı Batı yanında yer almak gibi suçlamalar havada uçuşuyordu. Evetçilerle Hayırcılar arasında keskin bir kutuplaşma, derin bir uçurum meydana gelmişti. Dünün dostları, bugünkü propaganda üslubuyla, neredeyse birbirlerine düşman hale gelmişlerdi. Demokratik bir seçim ve oy hakkı, anlaşılmaz ve anlatılamaz bir yola sokulmuştu…

O ülkenin insanları kadar; gökyüzündeki, karadaki ve denizdeki tüm canlı varlıklar, bu ortamdan etkilenmiş; onlar da kendi aralarında Evet-Hayır tartışması ve kutuplaşmasının içine girmişlerdi. Hatta kentlerdeki trafik lambaları bile bu tartışmanın içindeydi…

Yazının başındaki trafik lambalarının tartışmaları ve küslükleri, çok ilgi çekici ve meraklandırıcıydı.

Olay hakkında kavşaktaki esnaflarla konuştuk, lambaların neden küstüklerini öğrenmeye çalıştık. Anlatılanlara göre iki lamba arasındaki diyalog şöyle gelişmiş;

Lambalardan Birisi; "Ben bu referandumda Evet oyu kullanacağım," demiş.
Diğer Lamba; "Ben Hayır oyu kullanacağım," demiş.
Lambalardan Birisi, Diğer Lambaya, "Sen vatan hainisin, terör örgütleriyle aynı davranıyorsun," diye efelenmiş.

Diğer Lamba, "Bugüne kadar sen benim terör örgütlerine destek verdiğimi, onların lehinde tek bir söz söylediğimi duydun mu hiç?" diye sorar.

Lambalardan Birisi, Diğer Lambaya yanıt verir: "Hayır, bugüne kadar sen ülkede huzursuzluk yaratan, canlı bomba patlatan, darbe girişiminde bulunanlara hep karşıydın. Konuşmalarımızda bunları söylerdin. Seçimle gelen seçimle gitmeli derdin. Aramızda bir çelişki yoktu hiç!”

Diğer Lamba, biraz da kızarak, Lambalardan Birisine öfkeyle sesinin tonunu yükseltti, "Eee! madem öyle, şimdi neden beni vatan hainliği ile suçluyorsun? Yakıştı mı bu sana ve bugüne kadarki sırdaşlığımıza, arkadaşlığımıza?..”

Diğer Lamba çok kızmıştı arkadaşına. Onun kendisi hakkında düşündükleri ve söylediklerini kabullenemiyordu. Düpedüz bu bir haksızlıktı. Dost olan birisi gitmiş yerine çamur at izi kalsın, mantıktan uzaklaşmış, duygularının esiri olmuş, kendi söylediğine kendisi de inanmayan birisi gelmişti. Diğer Lambanın söyleyecek çok şeyi vardı, doluydu ama karşısında onu anlayacak birisi yok gibi duruyordu ve devam etti konuşmasına: “Madem Hayır oyu verenler vatan haini, işbirlikçi; o zaman seçim yapılmayacaktı, meclisten bir kanunla bu anayasa değişiklikleri kabul edilmiştir diye bir karar alınacaktı… Ne gerek vardı bu kadar masrafa, kargaşaya ve düşmanlığa? Evet oyu kullanmak bir haksa, Hayır oyu kullanmak neden bir hak olarak görülmüyor?”

Lambalardan Birisi, Diğer Lambanın, bu tepkisine bir şey diyemedi, sustu ve başını öte tarafa çevirdi...

Hayırcı Diğer Lamba, referandum sonucunda, akıl ve mantık galip gelsin diye geçirdi içinden.“Bu çağda, parlamenter düzenin çoğulcu sisteminden uzaklaşıp, tek kişinin buyruğualtında yaşamak akıl kârı bir iş değil, Hayır’da hayır vardır mutlaka, ülkenin selameti / esenliği için Hayır(lısı) olur inşallah!” dedi kendi kendine…

Olayın içyüzünü bilmeyen karşıdan karşıya geçen yayalar ise, Lambalardan Birisinin başka yöne bakmasının nedenini kavramakta güçlük çekiyor, bu lambalar ne zaman yüzyüze bakacaklar acaba diye merak diyorlardı…





19 Mart 2017 Pazar

REFERANDUM ÖYKÜLERİ - 1

EVET VE HAYIR’IN YAKINMALARI

Nevzat Çağlar Tüfekçi

Ülkenin birinde, anayasa değişikliği olacaktı. Değişecek maddeler o ülkenin meclisinden geçmiş, sıra halkoylamasına / referanduma gelmişti. Anayasa değişiklik maddelerini kabul edenler Evet; bu değişikliklere karşı çıkanlar, parlamenter düzenin devamını isteyenler de Hayır diyeceklerdi. Evet diyenler, istikrar için tüm yetkilerin tek kişide toplanmasını istiyor; Hayır diyenler ise, yetkilerin tek kişide toplanmasının ülkede otoriter bir yönetimin oluşmasına neden olacağını, demokratik işleyişin sona ereceğini savunuyorlardı.

O ülkenin iktidarı Evet’çiydi. Hayır diyenleri terör örgütleriyle aynı kefeye koyuyordu. Oysa halkoylamasının iki seçeneği vardı; kimi Evet diyecek kimi Hayır diyecekti. Üçüncü bir yol yoktu. Hayır diyenler, anayasa değişikliğine muhalefet edenler; kendilerinin teröristlerle aynı gözle görülmesine çok kızıyor, tepki gösteriyorlardı… O ülkede, Evet ve Hayır üzerinden bir kutuplaşma yaratılmak isteniyordu.

Bu durum yıllardır, günlük yaşamda, kendi içerdikleri anlamlar doğrultusunda kullanılmayı benimsemiş, içselleştirmiş Evet-Hayır sözcüklerini rahatsız ediyordu. Siyasilerin kendi üzerlerinden, kendilerini kullanan insanları farklı yerlere savurmaları, onların hoşuna gitmiyordu. Daha önceleri de referandumlar olmuş, kimi Evet demiş kimi Hayır ve şimdi olduğu gibi Evet ve Hayırcılar farklı kutuplara savrulmamıştı. Bu durum, anayasa tartışmaları başladığından bu yana, kendileri için kullanılan ifadeler, onları rahatsız ediyordu.

Bir gün ikisi kahvede bir araya geldiler, sakin bir köşeye çekildiler. Bir-kaç saat sonra orada Anayasa değişikliğiyle ilgili konuşma yapılacaktı. Evetçi Partililer gelecekti. Kahvenin içi doluydu, dışarısı soğuktu. Kahvenin içinde yanan soba, içeride insanın içini ısıtan bir hava yaratmıştı. Evet ve Hayır, üşümemek için iyi giyinmişlerdi. Birer çay söylediler…

İlk sözü HAYIR aldı ve şöyle dedi: “Yav nedir bizim bu başımıza gelenler. Biz eskiden iki dosttuk, kardeş gibiydik. Bir fikri kabul etmeyen Hayır der, kabul eden de Evet derdi. Bundan daha doğal bir şey olamazdı. Siyasiler, şimdi kendi amaçları doğrultusunda bize yükledikleri anlamlarla, bizi bize yabancılaştırdılar.”

EVET: “ Sorma kardeş, bu durumdan ben de rahatsızım! Yeri geldi iktidar güçleri politikalarını halka kabul ettirmek için, beni kullandı, yeri geldi seni kullandı. Eskiden bizim aramızda böyle bir düşmanlık tohumları ekilmemişti… Kardeş gibi geçinir giderdik.”

HAYIR, kahvecinin getirdiği ince belli bardaktan çayını yudumladı, oturduğu tahta sandalyeden biraz doğruldu ve konuştu: “Hayır; kabul etmemek, karşı çıkmak, muhalif olmaktır. Bir şeyi kabul eden varsa etmeyen de olacaktır. Bu, toplumsal yaşamın bir kuralıdır ve doğal karşılanılmalıdır. Herkes senin istediğini kabul etmek zorunda değil ki… O zaman demokrasi olmaz, özgürlükler olmaz! Seçim yapmaya da gerek yok bu durumda.”

EVET, HAYIR’a hak vererek konuşmayı sürdürdü: “Haklısın. Elektrikte artı ve eksi kutuplar var. Bu iki kutuptan birisi olmadan diğeri bir anlam ifade eder mi? Canlı varlıklarda erkek ve dişiler var; bunlardan birisi olmazsa diğerinin bir anlamı olur mu? Bazı kavramlar birbirini bütünler. Bütünlerden birisine iyi derken diğerini tu kaka yapamazsın. Bu olmaz!”

HAYIR, konuştu: “Arkadaş eskiden hayırlı işler, hayırlı günler, hayırlı sabahlar, hayırlı cumalar derdi insanlar birbirine. Ne güzel bir dilekti o. Şimdi Anayasa oylamasında Hayır’ı çağrıştırdığı için, Evetçiler, onu da demez oldular. Eskiden beni en çok muhafazakâr kesim kullanır, solcular pek kullanmazdı; şimdi beni en çok sol kesim kullanır oldu. Bu muhafazakâr kesim, benden neden bu kadar korkar oldu anlayamıyorum. Aslında her sözcük yerli yerinde kullanıldığı zaman, güzel ve anlamlı olur!”

EVET’in fazla söyleyecek bir şeyi yoktu. Tüm oklar, HAYIR’a geliyordu. Bu nedenle HAYIR doluydu. Konuşmaya devam etti: “Bazı kişiler, Hayır dememek için, ağız değiştirdiler. Biliyorsun Anadolumuz’un değişik yörelerinde değişik lehçeler, ağızlar, konuşma biçimleri vardır. Bazı yerlerde harfler düşürülerek ağızdan sözcükler çıkar ama sen o şiveyi biliyorsan, ağızdan çıkan, harfi düşürülen o sözcüğün ne olduğunu anlarsın!”

EVET, bu konuşmaya dikkat kesildi. Kahvenin içinden okey taşlarının şak-şuk sesleri geliyordu. Kahveci çırağı, “Çaylar dört oldu!” diye sesleniyordu ocakçıya. HAYIR, çayından son yudumu alarak konuşmasına devam etti: “Bazı yerlerde, günlük konuşmalarda, Hayır yerine, Ayır diyeceklermiş. Bu Trakya bölgesinin ağzıdır biliyorsun. O insanlar, Ayır’ı öyle söylerler ki aynı dili bilen birisi onu hemen anlar ama sen onu Anadolu’nun değişik bölgelerinde kullanmaya kalkarsan, durup dururken, bu adam ne diyor diye sana bakarlar.”

EVET ve HAYIR, “Biz ne referandumlar gördük geçirdik. Hiç böyle birbirimize düşman edilmemiştik” dediler karşılıklı olarak…  Her ikisi de, referandum sürecinde yaratılan bu havadan dolayı çok üzgündü…

Bu dertleşme daha uzun sürecekti ama kahveye Evetçi Partililer doluşmaya başladı. Onlar konuşmalarını kestiler ve biraz sonra kendileri üzerinden neler neler söyleneceğini merak ederek, konuşma anını beklemeye başladılar…