Sabah, servislerden
inen işçiler, atölyeye doğru yürüyorlardı. İşbaşı yapacaklardı. Hava soğuktu.
İnsanı iliklerine kadar üşüten bir soğuk vardı havada. İşyeri yüksekçe bir
yerdeydi. Konum olarak soğuk alıyordu. Servisten inen işçiler, soğuktan iyice
büzülmüşlerdi, giysilerinin içinde. Elleri montlarının cebindeydi. Birer-ikişer
atölyenin büyük demir kapısından içeri girdiler. İçerisi dışarıya göre biraz
ılıktı ama gene de soğuktu. İşçiler elbiselerini çıkararak iş elbiselerini
giydiler üşüyerek, eldivenlerini taktılar, baretlerini giydiler. Herkes atölye
içinde, çalıştıkları bölümlere dağıldı.
Kimi tornasının başına
geçti, kimi elektrik tezgâhının başına… Kimi tamir için gelen büyük iş
makinelerinin başında yerini aldı, kimi lastik tamir servisinde lastikleri
değiştirilmeyi bekleyen dozerlerin yanına gitti. Herkeste güne yeniden
başlamanın sevinci, neşesi vardı belli belirsiz. Kuru soğuk insanların yüz
hatlarını silmişti. Yüzlerdeki çizgiler yok olmuş, titreten soğuk insanlarda
durgun bir hal yaratmıştı. Üşüyordu işçiler.
Postabaşı herkesten
önce gelmiş; odasından, gelen işçileri izliyordu. Soğuk havanın yarattığı
donukluk, durağanlık yüzlerde belliydi ama bir işçinin yüz hatlarındaki aşırı
gerilme, gözlerin iyice kısılması; Postabaşının dikkatini çekmişti. O,
işçilerini her sabah süzer, suratlarına bakar, onların psikolojilerini anlamaya
çalışırdı.
Üzüntüsü / sorunu
yüzüne yansımış, ne kadar belli etmemeye çalışsa da, durumu hemen fark edilen
işçiyi yanına çağırdı Postabaşı. Onunla konuştu. Derdini, öğrenmek istedi. İşçi
önce, “yok bir şey” der gibi geçiştirmeye çalışsa da, postabaşının ısrarları
karşısında konuştu. Ustabaşı onlar için bir baba gibiydi. Severler, sayarlardı
onu. İşçinin ailevi sorunları, geçim sıkıntıları vardı. Ödeme zorlukları
yaşıyordu. Maddi sorunlar, onun aile içi ilişkilerine de yansımıştı. Bunu,
kafaya takmak istemese de; ister-istemez kafasına takıldığını, bunu düşünmekten
kendisini alıkoyamadığını söyledi.
Postabaşı onu teselli
etmeye, sakinleştirmeye çalıştı. Herkesin böyle sorunlarla karşı karşıya
olduğunu söyledi, “her sorun kendi içinde mutlaka çözümünü de barındırır,”
dedi. Postabaşı, işçisine daha hafif bir işe yönlendirdi. İşçi o gün akşama
kadar o işte çalıştı. İşçi aslında torna işçisiydi. İyi bir tornacıydı.
Kendisine verilen bir işi, en güzel biçimiyle yapmaya çalışırdı. Kafasının içi
sorunlarla doluyken, çözemediği sorunlar kafasının içinde çatışırken; onun işe
odaklanması zordu. Bir iş kazası yapabilir, bir uzuv kaybına uğrayabilirdi. Tüm
bunları düşündü. Kendisinin durumunu fark eden ve daha hafif bir işe
yönlendiren ustasına, teşekkür etti.
Akşamüzeri işten evine
giderken, biraz sakinleşmişti; “Bu soruna mutlaka çözüm bulmalıyım, hiçbir
sorun çözümsüz değildir, her sorunun kendi içinde bir çözümü vardır mutlaka!”
diye düşünüyordu. Üzüntüleri biraz geçmiş, akşama kadar kafasında bazı şeyleri
netleştirmişti. Şimdi daha kararlıydı. Sorunu mutlaka çözecekti…
Sabah evden çıkarken
karamsardı; şimdi ise o karamsarlığı kafasından atmış, yaşama sarılmış bir
şekilde; akşamüzeri eve, kendisini mutsuz eden sorunun çözümüne odaklanarak
dönüyordu… Servis aracındaki koltuğunda rahatlamıştı. Sorun mutlaka
çözülmeliydi… Çözülecekti! Söz verdi, kendi kendine…
Nevzat Çağlar Tüfekçi
İş Güvenliği Uzmanı(A)
İş Güvenliği Uzmanı(A)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder