7 Şubat 2017 Salı

İŞ GÜVENLİĞİ ÖYKÜLERİ / POSTABAŞI…

Sabah, servislerden inen işçiler, atölyeye doğru yürüyorlardı. İşbaşı yapacaklardı. Hava soğuktu. İnsanı iliklerine kadar üşüten bir soğuk vardı havada. İşyeri yüksekçe bir yerdeydi. Konum olarak soğuk alıyordu. Servisten inen işçiler, soğuktan iyice büzülmüşlerdi, giysilerinin içinde. Elleri montlarının cebindeydi. Birer-ikişer atölyenin büyük demir kapısından içeri girdiler. İçerisi dışarıya göre biraz ılıktı ama gene de soğuktu. İşçiler elbiselerini çıkararak iş elbiselerini giydiler üşüyerek, eldivenlerini taktılar, baretlerini giydiler. Herkes atölye içinde, çalıştıkları bölümlere dağıldı.

Kimi tornasının başına geçti, kimi elektrik tezgâhının başına… Kimi tamir için gelen büyük iş makinelerinin başında yerini aldı, kimi lastik tamir servisinde lastikleri değiştirilmeyi bekleyen dozerlerin yanına gitti. Herkeste güne yeniden başlamanın sevinci, neşesi vardı belli belirsiz. Kuru soğuk insanların yüz hatlarını silmişti. Yüzlerdeki çizgiler yok olmuş, titreten soğuk insanlarda durgun bir hal yaratmıştı. Üşüyordu işçiler.

Postabaşı herkesten önce gelmiş; odasından, gelen işçileri izliyordu. Soğuk havanın yarattığı donukluk, durağanlık yüzlerde belliydi ama bir işçinin yüz hatlarındaki aşırı gerilme, gözlerin iyice kısılması; Postabaşının dikkatini çekmişti. O, işçilerini her sabah süzer, suratlarına bakar, onların psikolojilerini anlamaya çalışırdı. 

Üzüntülü ve sorunu olan bir işçisi olduğu zaman, O’nun bir süre hafif işlerde oyalanmasını sağlardı. Bunu kendisine ilke edinmişti. Yılları geçmişti bu atölyede. Neredeyse 30 yılı devirmişti. Bir psikolog gibi davranır, yanında çalışan işçilerinin ruh hallerini anlamaya çalışırdı. Onlara bir şey olsun istemezdi. Çocukları gibiydi yanında çalışanlar; onlara kol-kanat gererdi… Aşırı üzüntülü bir işçi; kendisini tam olarak işine veremez, her an üzücü, uzuv kayıplı bir iş kazası yapabilirdi. Çalışma yaşamında, buna benzer çok olaylarla karşılaşmıştı…

Üzüntüsü / sorunu yüzüne yansımış, ne kadar belli etmemeye çalışsa da, durumu hemen fark edilen işçiyi yanına çağırdı Postabaşı. Onunla konuştu. Derdini, öğrenmek istedi. İşçi önce, “yok bir şey” der gibi geçiştirmeye çalışsa da, postabaşının ısrarları karşısında konuştu. Ustabaşı onlar için bir baba gibiydi. Severler, sayarlardı onu. İşçinin ailevi sorunları, geçim sıkıntıları vardı. Ödeme zorlukları yaşıyordu. Maddi sorunlar, onun aile içi ilişkilerine de yansımıştı. Bunu, kafaya takmak istemese de; ister-istemez kafasına takıldığını, bunu düşünmekten kendisini alıkoyamadığını söyledi.

Postabaşı onu teselli etmeye, sakinleştirmeye çalıştı. Herkesin böyle sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyledi, “her sorun kendi içinde mutlaka çözümünü de barındırır,” dedi. Postabaşı, işçisine daha hafif bir işe yönlendirdi. İşçi o gün akşama kadar o işte çalıştı. İşçi aslında torna işçisiydi. İyi bir tornacıydı. Kendisine verilen bir işi, en güzel biçimiyle yapmaya çalışırdı. Kafasının içi sorunlarla doluyken, çözemediği sorunlar kafasının içinde çatışırken; onun işe odaklanması zordu. Bir iş kazası yapabilir, bir uzuv kaybına uğrayabilirdi. Tüm bunları düşündü. Kendisinin durumunu fark eden ve daha hafif bir işe yönlendiren ustasına, teşekkür etti.

Akşamüzeri işten evine giderken, biraz sakinleşmişti; “Bu soruna mutlaka çözüm bulmalıyım, hiçbir sorun çözümsüz değildir, her sorunun kendi içinde bir çözümü vardır mutlaka!” diye düşünüyordu. Üzüntüleri biraz geçmiş, akşama kadar kafasında bazı şeyleri netleştirmişti. Şimdi daha kararlıydı. Sorunu mutlaka çözecekti…

Sabah evden çıkarken karamsardı; şimdi ise o karamsarlığı kafasından atmış, yaşama sarılmış bir şekilde; akşamüzeri eve, kendisini mutsuz eden sorunun çözümüne odaklanarak dönüyordu… Servis aracındaki koltuğunda rahatlamıştı. Sorun mutlaka çözülmeliydi… Çözülecekti! Söz verdi, kendi kendine…

Nevzat Çağlar Tüfekçi
İş Güvenliği Uzmanı(A)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder