Okula, müfettiş geldi.
Müfettiş öğretmene, dersi bırak, demokrat öğret çocuklara dedi. Demokrat
Parti’nin en hızlı yıllarıydı. Mecliste sayısal gücü vardı. Kimseyi dinlediği
yoktu. Yasa da benim, hukuk da benim dediği yıllardı. Kendisinden olmayan hiç
kimseyi taktığı yoktu. Muhalefeti bile dinlemiyordu. 1950’li yıllardı… Öğretmen ders anlatmayı bırakmış, Demokrat
Partiyi övmeye, onun yaptıklarını anlatmaya başlamıştı; ballandıra ballandıra,
pembe tablolar çize çize… Çocukların demokrat partili olmasını sağlayacaktı, bu
şekilde… Müfettiş öyle istiyor, öğretmen de söylenileni yapıyordu. O sırada
çocuğun biri geç kalmıştı. Çocuk mahçup ve çekingen bir tavırla başı öne eğik
içeri girdi. Öğretmen, “Niye geç kaldın
oğlum?” diye sordu. Çocuk, “Öğretmenim kedimiz doğdu” dedi. “Eeee doğduysa ne
olcek” dedi, öğretmen. “Kedi yavrusu, kıpkırmızı demokrat” dedi, çocuk.
O zaman öğretmen, “Aferin
oğlum, geç yerine otur” dedi. Bu cevaptan öğretmen memnun kalmıştı. Müfettişin
yanında öğretmen, mutlu olmuştu. Müfettişin gözüne gireceğini düşünerek,
öğretmen seviniyordu. Müfettişin yanında öğretmen, Demokrat Parti’yi,
Menderes’i, Bayar’ı öve öve yere göğe sığdıramıyordu. Öğretmen anlattıkça
coşuyor, coştukça anlatıyordu. Demokrat
Parti için kullanabileceği ne kadar iyi söz varsa, hepsini arka arkaya
sıralıyordu.
Toplumda kutuplaşma
yaratan, ikilik yaratan, hukuku karşısına almış, üniversite hocalarına meydan
okuyan, vatandaşa baskı yapan Demokrat Parti gitmiş, yerine melek gibi bir
parti gelmişti. Bazen müfettiş de, öğretmenin anlattıklarına içten içe şaşıyor,
o söylenilenlere kendisi de inanamıyordu. Öğretmen kraldan fazla kralcı olup
çıkmıştı. Müfettiş, öğretmeni dinlerken, “Bizim öğretmen ne cevher bir şeymiş
böyle” diye düşünüyordu. Müfettiş, öğretmenin söylediklerine kendisi de
inanmasa, öğretmenin söyledikleri hoşuna gitmiyor değildi. İçinden, “Aferin
öğretmen” diyordu. Müfettişin okul teftişi, böyle Demokrat Parti dersiyle, nutkuyla
geçmişti. Müfettiş gitti. Müfettiş gitmeden önce, öğretmene, “Aferin öğretmen,
çocuklara Demokrat’ı iyi belletmişsin, sen ara sıra bu derse devam et” diye
sırtını sıvazladı. Müfettişin takdirini aldığı için öğretmen memnun ve mutluydu…
Aradan iki-üç ay
geçtikten sonra, aynı müfettiş tekrar geldi. Derste gene Demokrat
anlatılıyordu. Demokrat’a övgüler düzülüyordu. Müfettiş o geç kalan çocuğa,
“Ahmet kalk baken oğlum” dedi, sevecenlikle. Çocuk kalktı. Müfettiş,
“Geçenlerde ne olduydu oğlum?” diye sordu. “Kedimiz doğduydu öğretmenim” dedi.
Öğretmen: “Nasıl
kediniz şimdi?”
Çocuk: “Köküne kadar
Halkçı”
Öğretmen: “O gün
Demokrat’tı ya”
Çocuk: “Öğretmenim
doğarken gözleri kapalıydı. Daha sonra gözlerini açınca Halkçı oldu”
Öğretmen: “Oğlum Ahmet
bir yanlışlık olmasın. Kedi gene demokrattır belki. Bu insan değil ki gözünü
açınca parti değiştirsin. Sen bi daha düşün baken. Sizin kedi belki hâla
demokrattır.”
Çocuk: “Hayır
öğretmenim. Bizim kedi o zaman dünyaya gözü kapalı gelmişti. Hayatı, gerçekleri
bilmiyordu. Biraz büyüyünce, hayatın gerçeklerini görünce birden Halkçı oldu
olvedi. Onun Halkçı olmasında valla billa benim bi suçum yok.”
Çocuğun bu cevabı
karşısında müfettişin yüzünün rengi değişmişti. Yüzü al al olmuş, mimikleri
hareket etmeye başlamıştı. Çocuktan alınan cevap onu rahatsız etmişti. Maya
tutmamıştı mı, ne…
Çocuk tedirgindi.
Öğretmen, kendisini azarlar, bağırır diye korkuyordu. Müfettiş, kendisi
yüzünden öğretmene bir şey söyler mi diye çekiniyordu.
Bu cevap karşısında
öğretmen şaşırdı. Müfettiş onları izliyordu. Müfettiş de şaşkınlık içinde, ne
diyeceğini bilemiyordu. Müfettiş kızgınlıkla sınıftan çıkıp gitti…
Bir süre sonra
öğretmenin tayini bir başka yere çıktı…
Nevzat Çağlar Tüfekçi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder