Nevzat Çağlar Tüfekçi
Ülkenin birinde,
anayasa değişikliği olacaktı. Değişecek maddeler o ülkenin meclisinden geçmiş,
sıra halkoylamasına / referanduma gelmişti. Anayasa değişiklik maddelerini kabul
edenler Evet; bu değişikliklere karşı çıkanlar, parlamenter düzenin devamını
isteyenler de Hayır diyeceklerdi. Evet diyenler, istikrar için tüm yetkilerin
tek kişide toplanmasını istiyor; Hayır diyenler ise, yetkilerin tek kişide
toplanmasının ülkede otoriter bir yönetimin oluşmasına neden olacağını,
demokratik işleyişin sona ereceğini savunuyorlardı.
O ülkenin iktidarı
Evet’çiydi. Hayır diyenleri terör örgütleriyle aynı kefeye koyuyordu. Oysa
halkoylamasının iki seçeneği vardı; kimi Evet diyecek kimi Hayır diyecekti. Üçüncü
bir yol yoktu. Hayır diyenler, anayasa değişikliğine muhalefet edenler;
kendilerinin teröristlerle aynı gözle görülmesine çok kızıyor, tepki
gösteriyorlardı… O ülkede, Evet ve Hayır üzerinden bir kutuplaşma yaratılmak
isteniyordu.
Bu durum yıllardır,
günlük yaşamda, kendi içerdikleri anlamlar doğrultusunda kullanılmayı
benimsemiş, içselleştirmiş Evet-Hayır sözcüklerini rahatsız ediyordu. Siyasilerin
kendi üzerlerinden, kendilerini kullanan insanları farklı yerlere savurmaları,
onların hoşuna gitmiyordu. Daha önceleri de referandumlar olmuş, kimi Evet
demiş kimi Hayır ve şimdi olduğu gibi Evet ve Hayırcılar farklı kutuplara
savrulmamıştı. Bu durum, anayasa tartışmaları başladığından bu yana, kendileri
için kullanılan ifadeler, onları rahatsız ediyordu.
Bir gün ikisi kahvede
bir araya geldiler, sakin bir köşeye çekildiler. Bir-kaç saat sonra orada
Anayasa değişikliğiyle ilgili konuşma yapılacaktı. Evetçi Partililer gelecekti.
Kahvenin içi doluydu, dışarısı soğuktu. Kahvenin içinde yanan soba, içeride
insanın içini ısıtan bir hava yaratmıştı. Evet ve Hayır, üşümemek için iyi
giyinmişlerdi. Birer çay söylediler…
İlk sözü HAYIR aldı ve
şöyle dedi: “Yav nedir bizim bu başımıza gelenler. Biz eskiden iki dosttuk,
kardeş gibiydik. Bir fikri kabul etmeyen Hayır der, kabul eden de Evet derdi.
Bundan daha doğal bir şey olamazdı. Siyasiler, şimdi kendi amaçları
doğrultusunda bize yükledikleri anlamlarla, bizi bize yabancılaştırdılar.”
EVET: “ Sorma kardeş,
bu durumdan ben de rahatsızım! Yeri geldi iktidar güçleri politikalarını halka
kabul ettirmek için, beni kullandı, yeri geldi seni kullandı. Eskiden bizim
aramızda böyle bir düşmanlık tohumları ekilmemişti… Kardeş gibi geçinir
giderdik.”
HAYIR, kahvecinin
getirdiği ince belli bardaktan çayını yudumladı, oturduğu tahta sandalyeden
biraz doğruldu ve konuştu: “Hayır; kabul etmemek, karşı çıkmak, muhalif olmaktır.
Bir şeyi kabul eden varsa etmeyen de olacaktır. Bu, toplumsal yaşamın bir
kuralıdır ve doğal karşılanılmalıdır. Herkes senin istediğini kabul etmek
zorunda değil ki… O zaman demokrasi olmaz, özgürlükler olmaz! Seçim yapmaya da gerek
yok bu durumda.”
EVET, HAYIR’a hak
vererek konuşmayı sürdürdü: “Haklısın. Elektrikte artı ve eksi kutuplar var. Bu
iki kutuptan birisi olmadan diğeri bir anlam ifade eder mi? Canlı varlıklarda
erkek ve dişiler var; bunlardan birisi olmazsa diğerinin bir anlamı olur mu?
Bazı kavramlar birbirini bütünler. Bütünlerden birisine iyi derken diğerini tu
kaka yapamazsın. Bu olmaz!”
HAYIR, konuştu: “Arkadaş
eskiden hayırlı işler, hayırlı günler, hayırlı sabahlar, hayırlı cumalar derdi
insanlar birbirine. Ne güzel bir dilekti o. Şimdi Anayasa oylamasında Hayır’ı
çağrıştırdığı için, Evetçiler, onu da demez oldular. Eskiden beni en çok
muhafazakâr kesim kullanır, solcular pek kullanmazdı; şimdi beni en çok sol
kesim kullanır oldu. Bu muhafazakâr kesim, benden neden bu kadar korkar oldu
anlayamıyorum. Aslında her sözcük yerli yerinde kullanıldığı zaman, güzel ve
anlamlı olur!”
EVET’in fazla
söyleyecek bir şeyi yoktu. Tüm oklar, HAYIR’a geliyordu. Bu nedenle HAYIR
doluydu. Konuşmaya devam etti: “Bazı kişiler, Hayır dememek için, ağız
değiştirdiler. Biliyorsun Anadolumuz’un değişik yörelerinde değişik lehçeler,
ağızlar, konuşma biçimleri vardır. Bazı yerlerde harfler düşürülerek ağızdan
sözcükler çıkar ama sen o şiveyi biliyorsan, ağızdan çıkan, harfi düşürülen o
sözcüğün ne olduğunu anlarsın!”
EVET, bu konuşmaya
dikkat kesildi. Kahvenin içinden okey taşlarının şak-şuk sesleri geliyordu.
Kahveci çırağı, “Çaylar dört oldu!” diye sesleniyordu ocakçıya. HAYIR, çayından
son yudumu alarak konuşmasına devam etti: “Bazı yerlerde, günlük konuşmalarda,
Hayır yerine, Ayır diyeceklermiş. Bu Trakya bölgesinin ağzıdır biliyorsun. O
insanlar, Ayır’ı öyle söylerler ki aynı dili bilen birisi onu hemen anlar ama
sen onu Anadolu’nun değişik bölgelerinde kullanmaya kalkarsan, durup dururken,
bu adam ne diyor diye sana bakarlar.”
EVET ve HAYIR, “Biz ne
referandumlar gördük geçirdik. Hiç böyle birbirimize düşman edilmemiştik”
dediler karşılıklı olarak… Her ikisi de,
referandum sürecinde yaratılan bu havadan dolayı çok üzgündü…
Bu dertleşme daha uzun
sürecekti ama kahveye Evetçi Partililer doluşmaya başladı. Onlar konuşmalarını
kestiler ve biraz sonra kendileri üzerinden neler neler söyleneceğini merak
ederek, konuşma anını beklemeye başladılar…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder